Yeni bir marka yarattık: CARTEL

Fotoğraf Yeri

Kendi markasını yaratan bir şirket Fes Elektronik. Cartel markasıyla televizyon ve klima üretiyor, satıyor.

FES ELEKTRONİK /Ü. FATİH EKİNCİ

Yeni bir marka yarattık: CARTEL

Kendi markasını yaratan bir şirket Fes Elektronik. Cartel markasıyla televizyon ve klima üretiyor, satıyor. Yönetiminde 3 kardeşin rol aldığı şirketin yönetim kurulu başkanı Fatih Ekinci’ye sorular yöneltiyoruz. Sorular sohbete dönüşüyor ve upuzun bir ses kaydı kalıyor geriye. Malum sayfa sayımız belli. Biz de, gönlümüz elvermese de, KSİAD’ın hoşsohbet ve renkli üyelerinden Fatih Ekinci’nin yanıtlarını kısaltıyoruz.

İşadamı Fatih Ekinci’nin dilinden 24 SAAT “ 30 sene oldu evleneli. Eşim okul arkadaşımdır.2 yetişkin kızım var. Biri Bilgi Üniversitesi medya ve iletişim bölümünü bitirdi, diğeri bu yıl Koç Üniversitesi uluslar arası ilişkileri bitirecek . İkisi de benim canım. Sabah 08.00 gibi kalkarım. Sıkı ve yeşillikli bir kahvaltı ardından çay,kahve ve sigara keyfiyle tüm gazeteleri okurum.Araya bulmaca ve sudoku da sıkıştırırım.11.00 dan önce işe gelmem.Amacım,çalışanlarımızın hem deşarj olabilmelerini hem paylaşımlarını birbirlerine aktarabilmelerini hem de kendilerini daha rahat ve özgür duyumsayabilmelerini sağlamaktır.Kardeşlerim de genelde bu ilkeye sadık kalırlar. Sonuçta personelimiz 18.00 da paydos ederler ben ve kardeşlerim yaklaşık 20.30 a kadar çalışır,günün ve geleceğin analizini çıkarmaya çabalarız.Sosyal ve topluma yararlar sağlamaya çalışan biri olduğum için hemen her akşam bir dernek toplantım vardır.KSİAD,Küçükçekmece emniyet hizmetlerini geliştirme ve destekleme derneği,Küçükçekmece musiki derneği,Küçükçekmece Rotary kulübü,Violet büyük balık işletmeleri derneği toplantıları ve çevremizdeki yoğun aktivitelerden ötürü genelde eve saat 22.30 gibi gidebiliyorum.Biz büyük bir aileyiz.Babam,annem,kardeşlerim,eşlerimiz,çocuklarımız 16 kişi aynı binada oturuyoruz.Bizim dışımızda görevliler hariç kimse yok.Bundan sonrası evimizde hep birlikte televizyon seyretmek,okumak,bilardo ve tavla oynamak,tartışmak,hatta ufak çapta birbirimizi çok fazla üzmeden kavga etmekle geçer.Saat 01.30 gibi yatarım. Spora yaptığım yatırıma neredeyse üzülüyorum ! Sporun her branşına ilgi duyarım.Türkiye Halter Federasyonu yönetim kurulu üyesiyim.Futbol ise kendi başına büyük bir sektör olmuş durumda.Ben Fenerbahçeliyim.Kardeşlerimin biri Galatasaray’ı,diğeri Beşiktaş’ı tutarlar.Tabii ki ailece.Aramızda bu yüzden tatlı bir rekabet yaşanır.Amatör olarak futbol da oynadım.Küçükçekmece Spor Kulübünde zamanında kaptanlık,sonrasında da başkanlık ve yöneticilik yaptım.Ailemin ve yönetimdeki arkadaşlarımın büyük katkılarıyla Küçükçekmece Spor Kulübünü amatör kümeden profesyonel kümeye taşıdık.Futbolcularımız büyük önderimiz Atatürk’ün belirlediği gibi zeki,çevik ve ahlaklı idiler.Hepsi çocuklarım gibi,hala görüşürüz,gönüllerimiz de,sevgilerimiz de tükenmez.Şu anda takımın hali içler acısı ne yazık ki.Emanetimizi yeni yönetici arkadaşlarımız taşıyamadı.Onca emek ve fedakarlık çöpe atıldı.Takım yine amatör kümeye düştü.Sonsuz üzgünüm,üzgünüz.Arkadaşlarımız iyi yönetemediler ve beceremediler maalesef.Aslında hep söylüyorum,yönetici arkadaşlarımızı da yönetmek gerek.Konuşacakları zamanı,yeri bilemedikleri gibi,kendilerini yönetmekten acizler bazıları.Bu yaşımdan sonra öğrendiğim gerçekler yüzünden spordan da,futboldan da soğudum.Spor, centilmenliktir,fair playdir,kardeşliktir,reklamdır,üzüntüyü ve sevinci paylaşabilmektir.Oysa sporun içinde vefasızlık,dedikodu,şike,küfür,mafya,kavga gibi bütün olmaması gereken kötü değerler varmış.Bu yüzden artık eskisi gibi düşünemiyorum.Gençlerimiz,kahve köşelerinden kurtulsunlar,spor yapsınlar mantığı bile beni doyurmuyor.Çünkü gençlerimizi,haddini bilmeyen,yöneticiliği bilmeyen,sporun değerlerini,adamlığı bilmeyen ehil olmayan insanlara teslim etmek,beni endişelendiriyor ve üzüyor. Pembe tablolar çizmeye gerek yok! Ticaret bütün dünya da değişti. Tabii buna ayak uydurmak lazım. Bizde kendi çapımızda bütün girişimleri bilgi birikimimize göre yaparken dikkatli davranıyoruz. Bu davranışa; belki de yaşamın getirdiği bir muhafazakârlık diyebilirsiniz ya da denge, endişe diyebilirsiniz. Ama verilen hiçbir enflasyon değerine ve TÜFE değerine falan hiçbirine inanmıyorum. Çünkü ortada büyük bir aymazlık, yanlış var. Yani dolar ne güzel yerinde duruyor, Euro yerinde duruyorsa nasıl oluyor da iş olmuyor, iş yapılmıyor. Büyük bir ekonomik kriz var. İşler kötüye gidiyor, pembe tablolar çizmeye gerek yok! Bazı sektörlerde kıpırdanma olabilir, o sektördeki duayenlerin işi bilmesinden ötürü işleri iyiye de gidebilir. Örneğin inşaat sektörü. Çok kötü diyorlar ama para kazanan da olabilir. Ama bu gerçeği değiştirmiyor. Sonunu göremeden gidiyoruz,dışa yüzde yüz bağımlı gidiyoruz,ulusal değerlerimizi,topraklarımızı satarak gidiyoruz. Nereye gidiyoruz belli olmaz... KSİAD üyesisiniz. Yıllardır bu bölgede, ticari faaliyet yürütüyorsunuz. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Küçükçekmece doğumluyum. Çok önemli bir şey bu; burada doğmak! Tabi Zeynep Kamil Hastanesi’nde gözlerimi dünyaya açmışım ama doğduğumda ailem burada oturuyormuş. Yani yıl; 1957. Ailenizin Küçükçekmece gelişi nedeni öğrenebilir miyiz? Elbette. Ailemin geliş tarihi, 1955. Babam astsubay.Aslen Yozgat’lıyız. O zaman buraya 8. filo Hadımköy’de kurulma aşamasında olduğundan buraya tayin olmuş. 2 sene sonra da ben dünyaya gelmişim. İlk okulu burada okudum. Sonra ortaokul ve liseyi Alman Lisesi’nde devam ettim. Sonra da İstanbul Üniversitesi Filoloji bölümü geldi. Sonra da burada kaldık. İlkokulu K.çekmece ilkokulunda bitirdim. İstasyon üzerindeki okulda. Ortaokulu ve liseyi Alman Lisesinde bitirdim. Bundan sonra liseden sonra İST. Üni. Filoloji bölümünü bitirdim.Almanca ve İngilizce biliyorum.Askerliğimi uzun dönem Kuleli Askeri Lisesi’nde yedek subay olarak yaptım.Okul komutanımız,şimdiki Genel Kurmay Başkanımız sayın Yaşar Büyükanıt idi. Ticari hayata atılmaya nasıl karar verdiniz? Askerliği bitirdikten sonra Doğubank’ta buldum kendimi. Ünlü elektronik çarşısı. Evet ticaret yaptık ama aslında ticareti hala bilmem çünkü “hayır” diyemem. Hayır demeyi bilmeyen adam ticaret yapamaz. Hala bilmiyorum ama bununla da gurur duyuyorum. Tabii ki, çok sıkıntılar oldu ama bunlar bana çok uzun boylu problem de yaratmadılar. Doğubank’ta biz de bir şey alalım satalım diye başladık. O zaman Doğubank’ın Türk ekonomisinde önemli bir yeri vardı. Yabancı malları 1975-80 arası getiren ilk Doğubank’tı. Bu handa söz önemliydi; “Aldım aldım, sattım sattım!” En fazla kar marjı %2 ile %-5 arasındaydı. Esnaf daha çok sürümden kazanmaya çalışıyordu. Ben de küçük bir esnaftım. Orada 600 tane işyeri var. Ama 150-200 tanesi beyaz eşya, elektronik eşya, diğerleri avukat, saat, gözlük vb.işleri yaparlar. 3 kardeşle büyüyen güç: Fes Elektronik 11-Peki ticarette büyüme süreciniz nasıl başladı? Sonradan bana katılan kardeşlerim oldu. 2 kardeşim var. Serdar ve Erdal. İkisi de üniversiteyi bitirdiler ve birlikte ticaret yapmaya başladık.Serdar,Berlin Goethe Üniversitesi siyasal bilimleri bitirdi,master yaptı,kendisi yüksek politolog.Erdal, Anadoluhisarı Spor Akademisi mezunu.Yani hiç birimiz ticareti bilmiyorduk. Belki de onların kattığı güçle gelişmeye başladık. Güç olmak önemli tabii ki.Birbirine sonsuz güvenebilmek,sırtını her şekilde dönebilmek,yanlışı doğruyu tartışabilmek.

Bizimki tam bir aile şirketi. Kardeşlerimin büyük katkısıyla biz, 1997 yılına kadar yurtdışındaki fabrikalardan ya da eksportlardan mal alıyorduk. Ama şimdiki gibi değildi. Almanya’da Fransa’da exportlar var; onlar malı Bosch, Miele, Sony, Panasonic,Philps gibi önemli markaları depolarında topluyorlardı. Toplasan 20 tane esnafla çalışıyorlardı. Ya para, ya da ipotek gibi usullerle mal veriyorlardı. Biz kurduğumuz güvenle telefon ederek hiçbir teminat göstermeden mal alabildik buralardan. Hatta ayrılırken hepsiyle de helalleştik. Bu arada da Miele’nin Türkiye Genel Dağıtımcılığını yaptık. Bu markayı ülkede tanıtan sevdiren de biziz. Getirdiğimiz başka markalar da var; Amana,Roadstar,JVC gibi markaların Türkiye mümessilliklerini yaptık.Westinghouse ve General Electiric gibi markaları da belli süreler biz ithal ettik. Ticari bağlantıların kurulmasında ve geliştirilmesinde benim ve Serdar’ın Almanca ve İngilizceyi çok iyi bilmemizin, ürünlerin özelliklerine vakıf olmamızın, kardeşimiz Erdal’ında onların genel müdürleri,eksport ya da ikinci nesil patronlarıyla iyi ilişkiler kurmasının ve engin iş adamı mantığı ve görüşünün faydaları oldu. Tabii tüm bunlar, 1983-97 yıllar arası. Bu yıllarda Freeshop işine de başladınız değil mi? Evet. 1992 yılında, Yeşilköy Hava Limanı’nda Serbest Bölge’de freeshop mağazaları vardı. Sigara, içki falan satılıyor. Biz de istedik ki, elektronik eşya da satalım. Böylece Yeşilköy Hava Limanında ilk mağazamızı açarak başladık işe. O tarihten sonra Karaköy’de Yolcu Salonunda Fes Elektronik’in bir şubesini açtık. O zaman Karaköy ticari anlamda önemli bir merkez. ‘97’ye kadar orada da faaliyet gösterdik.Bütün bu işler yapılırken bir yandan da kendi markamızı yaratmaya çalıştık.Hayal etmezseniz başaramazsınız.Taş yerinde ağırdır dedik.Madem artık beyaz ve kahverengi eşyada büyük bir birikimimiz oluştu,bunu değerlendirmemiz gerekiyor diye düşündük.Cartel adını verdiğimiz bir markayı üretmeyi,patent hakkını almayı,bayi sistemi kurabilmeyi ve markamızı pazarın içinde konuşlandırabilmeyi hedefledik.Öncelikle bir televizyon markası olarak düşündük önceleri… Cartel, düelloya davet anlamına gelir 11-Adını nereden esinlendiniz? Türkçe anlamlarından biri, “düelloya davet etmek”. Biz de kendimizce rekabet ortamında düelloya davet ettik rakiplerimizi. Bir nevi meydan okuduk. Bizim avantajlarımız da olduğuna inanıyorduk. Mesela çekirdekten geliyoruz; hangi modelin, hangi ayda gideceği, nerede indirim yapılacağını falan biliyoruz. İşte Cartel’in doğuş öyküsü böyle. Tam 13 seneyi doldurduk Cartel’le. Tabii çok zor bir şey. Hem marka yaratıyorsunuz hem de pazar edinmeye çalışıyorsunuz. Ama biz epey yol aldık. Ürün gamına klimayı ekledik.Yeni tasarladığımız ürün gurupları da yakında üretilecek,bir aksilik olmazsa.Örneğin geçen sene Cartel olarak 20 bin klima sattık.Televizyon üretimimiz de 20 bin civarında.150 bin adet te Schaub Lorenz marka televizyon ürettik ve sattık. Aslında ekonominin 2001 yılından beri kötü gitmesine rağmen biz, önemli başarı elde ettik. Yüzde 2 ile yüzde 4 arasında pazar payımız oluştu.Arçelik,Vestel,Beko gibi gurur duyduğumuz büyük yerli markaların ve Samsung,Sony,LG,Panasonic,Philips gibi büyük ve tartışılmaz yabancı markaların arasında küçücük te olsa ismimizin geçebilmesi,bizim için gurur kaynağıdır. Peki Cartel almanın avantajı ne tüketici için? Cartel ile Türkiye de bir takım yeniliklere yine imza attık. Örneğin üreticiyi en çok kuşkulandıran acaba bunun yedek parçası var mı tamir ettirebilir miyim sorusu… Şu garantiyi verdik; 2 sene içinde bozulursa, yenisini veriyoruz! Tabii bu arada LCD ve plazma teknolojisiyle de üretime başladık. Schaub Lozenz markasının isim hakkını aldık. Schaub Lorenz ve Cartel ile büyük zincir mağazaların (Medya Markt, Darty,Dixons,Real,Carrefour v.s.)vitrinlerindeyiz.Türki Cumhuriyetlere, Bulgaristan’a, Romanya,Yunanistan,Polonya ve İran’a Cartel ihraç ediyoruz. Peki Doğubank’la ilişkileriniz koptu mu? Evet. 1997 yılında o defteri kapattık. Daha kurumsal olmak hedefimiz vardı. Bu hedef için çalışıyoruz. Bu arada freeshopu da bıraktık. Bütün enerjimiz, Cartel’e verdik. Bu arada diğer mümessillikleri de bırakmıştık. Ancak kardeşimin ısrarı üzerine Samsung’un temsilciliğini aldık. Ama zor bir süreç geçti. Çünkü bizden önceki firma oldukça sorun bırakmıştı bize. Hepsini hallettik. 2000 yılında Samsung dünyadaki tüm mümessilleriyle toplantı yaptı, o yılı ‘atılım yılı’ ilan etti. Ve Samsung bütün dünyada atılım yaptı. Sadece AR-GE için ayırdığı yıllık tutar2008 yılı için 6 milyar dolar. Korkunç büyük bir firma oldu. 2000-2005 yılları arasında Samsung Türkiye mümesssiliğini beyaz ve kahverengi eşyada büyük bir başarıyla yaptık. Anlaşmamız bittiğinde de ismini burada vermeyeceğim bir dolu büyük şirket,yeni mümessil olmak için Samsung Güney Kore’ye müracaat etmişler.Sonuçta şu anda Türkiye’nin en saygın,en büyük holdinglerinden biriyle ortak olarak mümessilliğimizi sürdürüyoruz. Daha kurumsal, daha güçlüyüz. Yıllardır dernekçilik yapan bir işadamı olarak KSİAD’ı nasıl değerlendiriyorsunuz? KSİAD tam anlamıyla Küçükçekmece’nin en iyi derneği olma yolunda. Yapmayı düşündüğü genç ve dinamik yönetici kadrosu ile son derece güçlü bir dernek olma yolunda. Büyük bir değişim içerisinde ve bu değişimle Küçükçekmece deki bir çok insanın ilgisini ve beğenisini topluyor.

Başkanımız Ekrem Özen’in titiz ve özverili çalışması yönetici arkadaşlarımın vizyonu, gönülleri ve paylaşımları ile kuşkusuz yeni birçok arkadaşımızın da aramıza katılacağını düşünüyorum. Sorunlarımızı beraber olursak daha çabuk çözebiliriz.Hedefimiz “Her şey Küçükçekçekmece için” sloganına bağlı kalarak,görev sorumluluğu ve bilinci ile yaşadığımız,çalıştığımız beldemizi,çocuklarımıza,gençlerimize ve toplumumuza bürokrasimizle organize olabilerek daha güzel yaşanabilir bir hale getirebilmektir.Kardeşçe,kavgasız,konuşabilerek,mutlu olarak ve severek birbirimizi,elbette kayıtsız şartsız güvenebilerek te… Küçükçekmeceli olabilmeyi ayrıcalıklı yapabilirsek, amacımıza, ilkelerimize ulaşmış olacağız.

Hasiad Sektör Rehberine sizde katılmak istiyorsanız aşağıdaki formu doldurmanız yeterli olacaktır. Bilgileriniz kontrol edildikten sonra onaylanarak sektör rehberinde yayınlanacaktır.

Kullanıcı Adı
E-posta (Şirkete Ait)
Şifre
Şifre Tekrar
Firma Adı
Firma Yetkilisi
Adres
Telefon
Fax
Web